okura not

Merhabalar.

Batı medeniyetinin ortak tek miti olarak değerlendirilen psikanalizin, ülkemizde hem klinik pratikte hem de düşün dünyasında hak ettiği yeri bulduğu, beklenen etkiyi bıraktığı söylenemez. Son yıllarda psikanaliz üzerine yazılan özgün eserlerin ve çevirilerin sayısının artması, mesleki ya da popüler yayınların yaşamını sürdürebiliyor olması sevindirici olsa da psikanaliz sınırlı sayıda profesyoneli ve okuyucuyu ilgilendiriyor.

Entelektüel çevrede psikanaliz Lacan’ın kuramı çerçevesinde, kliniğin doğrudan etkilerinden uzak, iktidar, dil gibi kavramlar üzerinden ve karmaşık bir biçimde ele alınıyor. Mutfaktakiler ise birkaç cesur klinisyen/yazarın dışında, genellikle birbirleri için yazıyorlar. Dolayısıyla bu iki alandan gelen katkılar geniş kitlelere hitap etmiyor.

Psikanalizin geniş kitlelere açılıp açılamayacağı toplumsal dinamiklere, profesyonellerin politik bakış açısına ve psikanalizin doğasına bağlı. Baştan çıkarıcı bir hız vadeden tüketim çağında, ağır kuramların ve eserlerin ilgi çekmediği aşikâr – hap şeklinde bilgilerin sahici bir görgüye imkân vermediği de. Bilgiye/ilgiye aç ama kendini nasıl doyuracağını bilemeyen “postmodern” birey ayak uydurmak zorunda olduğu hızın kurbanı. Modernizmin bir ürünü olan psikanaliz, kendiliği ve dünyayı içine sindirerek anlama konusunda bir fırsat ama onun da kendine özgü sorunları var.

Psikanaliz bir deneyim ve içinden geçilmeden anlaşılması, sindirilmesi güç, dolayısıyla psikanaliz üzerine yazılı her metin eksik kalacaktır- psikanalizi anlatmak ancak arzunun doyurulmaz doğasını kabul ederek mümkün olabilir. Öte yandan ölümüne kadar Freud’un liderlik ettiği psikanaliz başlangıçta bir hareket gibi görülse de artık sisteme entegre olmuş, doğduğu dönemdeki aykırılığını, heyecanını yitirmiş durumda. Diğer bir sorun ise psikanalizin dili. Belki de Freud’dan bu yana en çok unutulan şey kullandığı dilin anlaşılabilir olmasıydı. Eric Fromm, Adam Phillips gibi birkaç istisnayı saymazsak psikanalizin dili onun semptomu olmuş durumda. Dolayısıyla psikanalitik bilgiyi/görgüyü insanlığın ortak mirası olarak yaygınlaştırmak oldukça zor. Gerekli mi? Bu sitenin boyundan büyük amaçlarından biri bu.

Buradaki yazılar, klinik pratiğimde zihnime düşen temaları psikanalitik bakış açısıyla anlamaya/anlatmaya çalıştığım kısa denemeler. Aslında önce kendi iç dünyamda yanıtlarını aradığım/merak ettiğim sorular. Dolayısıyla sistematik bir kurgunun ürünü değil. Dili elimden geldiğince sadeleştirmeye, kavramları risklerini göze alarak basitleştirmeye çalıştım. Ümidim, okuyucunun, bu temalarla düşünsel bir oyun oynayabilmesi ve psikanalitik bakış açısını merak etmesi. Umarım başarabilmişimdir.

İyi okumalar…