çapkının dansı


psikanaliz / Cuma, Ocak 12th, 2018

T. Adorno müziğin en doğrudan sanat olduğunu söyler. E. Fischer de en eski (103). Müziğin, birlikte çalışan insanların bir ritim yakalamak için çıkardığı seslerden doğduğu tahmin edilir. Zamanla dini ayinlerin de etkisiyle müzikle dans estetik bir biçim kazanır. Toplu halde yapıldığında (savaş, düğün, ayinler) birliktelik hissini pekiştiren dans, çift olarak yapıldığında flörte hizmet eder. Dans, genellikle karşı cinsle yapılır ve günlük sınırlarımızı aşan bir yakınlığı gerektirir. Dans ederken konuşma yoktur ya da çok azdır, çünkü dansta bedenler/duygular konuşur. Yakın danslar sembolik olarak sevişmenin dikey halidir. Her dans sevişmek anlamına gelmez ama her seviştiğimizde dans ederiz. Başarılı çapkınlar, iyi kıvırır.

Çapkın, “geçici aşklar/ilişkiler peşinde koşan kişi” olarak tanımlanır (104). Tanımdaki koşma fiili, arzuyu, geçicilik korkuyu işaret eder. Madalyonun parlak yüzünde arzu, karanlık yüzünde korku vardır. Çapkın tek eşli bir birlikteliği değil, fethetmeyi arzular (A. Camus). Yani krallığı değil, şövalyeliği ister. Zamanla kendine has silahlar/taktikler geliştiren çapkın için fetih yolunda her şey mubahtır. Sürekli “savaş” şartlarında yaşadığı için, (arızalı) vicdanı da müsterihtir. Fetihçinin varlığı, savaşların devamı ile mümkündür. Arzu, fetihlerle doyurulamaz, sadece kışkırtılır.

Madalyonun karanlık yüzündeki korku, fethedilmektir. Çapkın için uzun süreli birliktelik,  muzaffer bir komutanken esir düşmek anlamına gelir. Yeni fetihler yapamayacak dahası etkileyiciliği kaybolacaktır. Yani çapkın için ilişki, hem esir olma (kapana kısılma) hem de maskenin düşmesi risklerini barındırır. Flört ederken, karizmatik ve cesur görünen çapkın; ilişki (yakınlık) sürdükçe zayıf yönlerinin, eksikliklerinin ortaya çıkmasından korkar. Çapkının dramı, arzunun ulaşılamayacak, korkunun kaçılamayacak bir şey olduğunu inkâr etmesinde yatar.

Korku geçmişte yaşadığımız deneyimlerle şekillenir. Bu bağlamda korku, kaygıdan önce gelir ve geçmişin penceresinden geleceğe bakmak demektir. A. Phillips’e göre korkunun öznesi, geçmişteki gelecektir: “Ebeveynler kişiye sonradan kaybetmekten korkacağı bir şey verirler: sevgi. Sevgiyi yitirme korkusu hem geleceğin bedeli, hem de geleceği canlı tutan şeydir. Bugünün hediyesi, yarının olası hırsızlığıdır.

Çapkınlara “gönül hırsızı” denir. Hırsızlık, çıkar amaçlı, başkasına ait bir şeyi onun isteği olmadan elinden almaksa, çapkınlık hırsızlıktan çok kleptomaniye benzer. Kleptomani, tekrarlayan, maddi çıkar amacı gütmeyen (ufak-tefek eşyaları) çalma takıntısıdır. Çalma eylemi öncesi gerilim, sonrası haz ve rahatlama tarif edilir. Bu eylem, çalınan eşyanın sahibine karşı bir öfke ve intikam duygusuyla yapılmaz, yani kötü bir niyet veya zarar verme arzusu yoktur. Mesele, içsel olarak engellenmeyen çalma dürtüsüdür. Çapkın için de “gönül hırsızlığı” zarar verme amacıyla yapılmaz. Flörtten haz alan çapkın, avını ele geçirdiğine hazzını yitirir ve tekrar haz peşinde koşar. Kleptoman da çapkın da yakalanmaktan korkar.

Psikanalize göre korku, içinde örtük arzular barındırır. Aşırı korunmuş çocuk tekinsiz olanı (korkutulduğu şeyi) merak eder, buna dair fanteziler kurar. Korkudan kaçarak/sakınarak onu kovalarız/yaratırız. “Nevrotik, daima kaçtığı yere varır.” O halde korkularımız arzularımızın ipuçlarıdır. Kleptoman için de çapkın için de yakalanma korkusu aynı zamanda yakalanma arzusunu gösterir. Eninde sonunda çapkın da kleptoman da yakalanır, korktukları başlarına gelir. Fetih (arzu) ile fethedilmek (korku) aynı madalyonun iki yüzüdür.  Kleptomani kadınlarda, çapkınlık (muhtemelen cinsiyetler arası toplumsal asimetrinin de etkisiyle) erkeklerde daha sık görülür. Zeus’tan, Don Juan’a, Lord Byron’dan James Bond’a bütün ünlü çapkınlar erkektir.

Doğadaki diğer hayvanlar da flört ederler. Genellemenin risklerini göz önüne alırsak, erkeklerin dişileri etkilemeye çalıştığını, dişilerin de olasılıklar içinden seçim yaptığı söyleyebiliriz. Dişi, “güçlü” geni ararken, erkek genlerini olabildiğince dağıtmaya çalışır. Süreci belirleyen içgüdülerdir. Dolayısıyla bir çapkınlıktan söz edilemez. Uygarlık (insanlık)  içgüdülerin dürtüye, dürtülerin türevlerine (duygu, düşünce) dönüşme sürecidir. Ancak dişiye ve erkeğe ait içgüdüsel kalıplar silik bir miras olarak varlığını sürdürüyor olabilir. Uygar erkeğin aile kurmaya hevesli olması, tekeşliliği seçmesi beklenir. Yumuşatılmış anlamları olsa da çapkınlığa kötü gözle bakılır. Derin anlamda kötü insan yoktur, korkmuş insan vardır. O halde çapkın neden korkar, geçmişin hangi acı izlerinden kaçar? Korkusunun içindeki arzu nedir?

Şüphesiz ki tek bir çapkın tipinden bahsedilemez. Anneyle ilişki, babayla rekabet ve özdeşim, anne-baba ilişkisi, ödipal çatışma ve kazanımları çapkının arzusunun ve süperego (vicdan) patolojisinin şiddetini belirler. Çapkınlıkla ilgili tüm yazılarda, çapkın olmak (narsisistik) değer sorununa indirgenir. Flört çapkın için, kendini değerli hissetmenin en önemli yoludur; heyecanı, macerası,  ayartıcılığı ve gevşek çerçevesi çapkını baştan çıkarır. Bir nevi flört bağımlısıdır çapkın. Kendini diğer erkeklerden (ve muhtemelen babadan) farklı/üstün görür. Hayran olmak ve olunmak kısa süreli yanılsamalardır; hem çapkın hem de avı bu yanılsamaya kapılmaya teşnedir ki abartısı ve anlatma isteği de dâhil çapkınlık avcılığa benzer. Ama çapkınlıkla ilgili öfkeli yazılarda, çapkının dramı ve korkusu ıskalanır.

Issız Adam filminde hayran olma/olunma üzerine tek kişilik bir hayat kurmuş, başarılı, etkileyici genç bir çapkının (Alper’in) hikâyesi anlatılır. Esas kız (Ada)’dan hoşlanan Alper, bin dereden su getirerek nihayetinde onu tavlar. İlişki kurumsallaştıkça içine kapanır, soğur, adeta heykelleşir. Ada’nın ona insani bir sıcaklık verme çabaları da işe yaramaz. Hikâye ilerledikçe Alper’in ailesinden koptuğu, bir aile romansı olmadığı, annesiyle yakınlaştığında boğulduğu anlaşılır. Ada müstakbel kayınvalidesiyle yakınlaştıkça, Alper’in zihninde annesine dönüşür. Geçmişinin ıssız çölünde tutsak olan Alper için her birliktelik, bir müddet sonra hayal kırıklığı ile dolu seraba dönüşür. Çapkının kaçarak kovaladığı, eksikleriyle birlikte kabul edildiği mutlu, güvenli bir birlikteliktir. Kadınları kendine hayran bırakmayı becerir ama onları mutlu edecek donanımı ve deneyimi yoktur. İçindeki anneyle çatışması da buna izin vermez.

Psikanalize göre, anneyle erken dönemde yaşanan ilişki, bağlanma/yakınlaşma kalıbımızı belirler. Eğer anneyle yakınlaşma, vaat edilen bir cennetten çok cehenneme benziyorsa, çocuk bu birliktelikte kendini boğulmuş hissediyorsa, yakınlaşma bir tehdit olarak algılanır. Fantezide ayartılan çocuk, gerçekte yutulduğunu hisseder. Narsisistik, histriyonik çatışmalarıyla çiftleşmeye davet eden çapkının içinde, yutulmaktan korkan küçük bir çocuk yaşar. Erkek akrep gibi…

Çiftleşme döneminde erkek akrep dişinin önünde dans ederek onu etkilemeye çalışır. Bir müddet sonra dişi akrep de bu dansa eşlik eder. Erkeğin amacı, düşük miktardaki zehri dişiye zerk etmektir: öldürmeyecek ama sersemletecek miktarda zehir, erkek akrebin dişiyi aşk yuvasına götürmesine imkân tanır. Zehrin etkisi geçmeden yuvadan çıkar erkek, çünkü dişi yamyamdır ve erkeği yemeye programlanmıştır; erkek de kaçmaya…

Akrebin dansını doğa kanunları belirler. İnsanda durum daha karmaşıktır. Bu nedenle kiminle dans ettiğimizi bilmek isteriz. Duygularını saklama ve yönetme ustası olan çapkınları sezmek, ruhsal olgunluğumuzun bir göstergesi olabilir. Çapkının arzu nesnesi olmak biraz da kendi arzularımızla, narsisistik-histriyonik çatışmalarımızla ilgili değil midir?