evlilik


psikanaliz / Cuma, Ocak 12th, 2018

Yuvayı dişi kuş yapar. Uygar insan dişisi de çocukluktan itibaren evcilik oyununa bayılır. Kız çocukları oyunlarda derme-çatma bir ev kurup, evin annesi olmak konusunda ustalaşırlar. Başarabilirse akranları bir erkeği de oyuna dâhil ederler. Erkek çocuklar başlangıçta eve de evliliğe de pek istekli değildir, merakları yıllar sonra canlanır.

Ev (yuva) temelde güvenli barınma, türdeşleri içinde çiftleşmeyi unutan insansoyu için aynı zamanda mahrem de bir mekândır. Evlilik ise, toplumun onayladığı bir çiftleşme/üreme kurumudur. Çokeşli doğamızdan, ruhsal ihtiyaçlar nedeniyle vazgeçip tekeşli bir yaşama geçiş denemesidir evlilik.

Neden flörte son verip, tekeşliliğe veya evliliğe yöneliriz? Evliliği ruhsal açıdan çekici kılan nedir? A. Phillips’e göre tekeşlilik bütünlüğümüzü koruduğumuz ve özel olduğumuz hissini yaratır (96). Üreme dürtüsü, güvenlik ve süreklilik arayışı, çocukluktan kalma aile romansı (anne babaya özenme) ve işin sosyoekonomik boyutu diğer nedenler arasında sayılabilir. Bir diğer önemli neden de belirsizliktir ki belirsizlik bizi çok hırpalar. Evlilik, görünüşte, birçok belirsizliğin sona ermesi anlamına da gelir.

Flört ve aşka mesafeli yaklaşan S.Freud’un görüşü oldukça karamsardır. Yaygın bir görüngü (fenomen) olan “psişik iktidarsızlık”tan bahseder: “sevdiklerinde arzulamıyorlar, arzuladıklarında sevmiyorlar.”  Freud cinselliğin ve sevginin, biri ilkel diğeri uygar iki kaynaktan geldiğini ve uyuşumunun güç olduğunu düşünüyordu.

O.Kernberg’e göre çiftlerin etkileşim alanları üç başlık altında toplanabilir: 1- fiili cinsel ilişkileri, 2-bilinçli ya da bilinçdışı nesne ilişkileri, 3-kurdukları ortak ego ideali (97). Cinsel ilişki, ilişkinin diğer boyutlarının da aktarıldığı sembolik bir alan haline gelir. İlk aşkın nesneleri (ödipal aşk, rakip ebeveyn), bu nesnelerin birbirleriyle ilişkileri, ileride kendi ilişkisini kuracak çocuğun zihnine kazınır. Çocuk yapma, ev alma, bir siyasi veya felsefi okula birlikte gönül vermek gibi ortak idealler, çiftin geleceğe yatırımıdır ve süreklilik algısını pekiştirir.  Kernberg’e göre, iki insan arasındaki derin ve kalıcı bir ilişki ötekinin benliği kadar kendi benliğiyle de derinlikli bir ilişkiyi gerektirir (“ben bilgisi”). Son tahlilde, bütün insan ilişkileri bitmeye yazgılıdır; kaybetme, terk edilme ve nihayet ölüm tehdidi aşk ne kadar derinse o kadar büyüktür, bunun ayrımında olmak da aşkı derinleştirir.

Mitchell aile(family), ileaşinalık (familiar) kelimelerinin ortak kökenine işaret eder. Hepimizin zihninde sıradan/sıra-dışı, alışıldık/farklı, güven/macera zıtlıklarının bulunduğunu, romantik aşkın bu zıtlıkların kesişiminde ortaya çıktığını belirtir. Ona göre partnerlerimizi bilindik kılıp, ilişkimizi maceradan arındırarak heyecanı ve aşkı öldürürüz (98).

Dicks ise “yansıtmalı özdeşim”in etkileri üzerinde durmuştur. Evlilik, aynı zamanda aksiyon ve rollerin değiştiği bir tiyatro sahnesine benzetilebilir. Bu noktada en önemli savunma mekanizması yansıtmalı özdeşimdir. Yansıtmalı özdeşim özetle, eşlerimizi, sevgililerimizi ihtiyacımız olan role sokmak veya zorlamak anlamına gelir.  Uzun süreli ilişkilerde rollerin esnek olması çoğu zaman faydalıdır. Zaman zaman hepimizin “anne şefkati”ne, “baba aklı”na, “kardeş desteği”ne ihtiyacı olabilir. Yansıtmalı özdeşim, çiftlerin birbirlerini ısrarla ve zorla, istemedikleri bir role sokma girişimidir. Tüm sürecin bilinçdışı (istemeyerek) olduğunu hatırlatmakta fayda var. Neticede yansıtmalı özdeşim yetersiz veya sık uygulandığında ilişkilerin canına okuyabilir.

Flörtün ayartıcı, tekinsiz, ihtimallere açık ve nispeten özgür düzlemi terk edilip, güven ihtiyacı ağır basınca kendimizi uzun soluklu bir ilişkinin ve komplikasyonlarının (güçlüklerinin, karmaşasının) kucağında buluyoruz. Cinselliğin manifest bir biçimde ifade edildiği ve ötesi hak görüldüğü bu yakın ilişki biçimi, değer/değersizlik, sevgi/nefret, yakınlaşma/yalnızlık, doyum/yoksunluk vb. gibi onlarca çatışmaya gebe bir ruhsal eğitim kurumu gibi çalışıyor. Dolayısıyla bütün yakın ilişkiler gibi sürdürmenin karşılıklı anlayış ve emek gerektirdiği, kolayca yıpranmaya ve tamire açık, karmaşık ve zengin bir ilişki ve hayat biçimidir evlilik. Pişmaniye için söylenen tekerleme bana evlilik için de uygun geliyor: “Yiyen (evlenen) pişman, yemeyen (evlenmeyen) bin pişman!”