hayal kırıklığı


psikanaliz / Cumartesi, Ocak 13th, 2018

                                                          “Yaşam ile olan kavganızda, yaşamın yanında olun” / F.Kafka

Redkit çizgi dizisinin sevimli köpeği Rintintin’e saf, iyi niyetli, çocuksu insan özellikleri giydirilmiştir. Büyüklerin (kahramanın ve Daltonların) dilinden anlamayan Rintintin, onlara dert olduğunu bilmeden sevgi ve ilgi açlığı ile peşlerinden gider. Her seferinde hayal kırıklığına uğrar ama bu hayal kırıklıklarının yasını tutamaz. Dizi boyunca kahraman adaletten, suçlular suçtan, Rintintin hayal kırıklığından vazgeçemez.

Kimler hayal kırıklığına uğrar? Tabii ki hayal kuranlar. Hayal kırıklığına uğramamak için hayal kurmamalı mıyız? Tabii ki hayır!

Hayal kurmak umut etmekle ilgilidir. Umut, gelecek yönelimli olumlu beklenti olarak tanımlanabilir. Beklenti ise, geleceğe yönelik (sağduyumuzla uyuşan) ihtimallerdir. Geç modern dünyanın zorluklarından biri belki de neleri bekleyebileceğimiz, umut edeceğimiz ve arzulayacağımızla ilgili gittikçe artan bulanıklıktır. İan Craib’a göre yaşamımızdaki parçalanma, yabancılaşma ve artan roller hayal kırıklıklarımızın sıklığını arttırmıştır (119).

Bugün “modern” şehirlerde yaşayan insanların birbiriyle ilişkili veya kopuk birçok role girmesi gerekmektedir. Bu rolleri bir arada götürebilmek oldukça karmaşık ve zordur. Yaşamımızdaki parçalanma ve yabancılaşma kavramları ve bunların dinamikleri politik ve sosyolojik kuramlarca oldukça anlaşılır bir biçimde açıklanmıştır. Bu yapısal süreçler, klinik alana, danışanların/hastaların yakınmaların değişmesiyle yansır. Örneğin geç modern insanın; duygularını hissetmek, derinlemesine ilişkiler kurmak, kendini değerli ve üreten biri olarak hissetmek, yalnız hissetmemek, yaşamda anlam bulmak, sevmek, umut etmek gibi alanlarda sorunlarının arttığı görülmektedir. Öte yandan yaşama ve kendine bütünlüklü bir bakışın da bulandığı veya ihtiyaç olmaktan çıktığı görüşündeyim: bunu bir anlamda yaşam görüşünde parçalanma olarak tanımlayabiliriz. Bugün pek çok kişinin, değişen durum ve şartlarda birbiriyle pek uyuşmayacak fikir ve tutumlar içinde olabildiğini gözlüyorum.

Modern dünya hem bu muğlaklık hem de tüketim toplumunun arzuyu kamçılayan dinamikleri nedeniyle hayal kırıklıklarına açıktır, fakat onunla yüzleşmeyi de engeller. Yüzleşmek aynı zamanda içe dönmek, çekilmek, çatışmak, acımak demektir. Oysa sistemin buna tahammülü yoktur. Vakit nakittir, duran geride kalır. Aydınlanma dönemi sonrası ilerlemeyi hedefleyen insanın yerini, muğlak hedeflerine ilerlediğini sanan insan almıştır.

Umut etme ile idealler arasında bir bağlantı vardır. Umut etme elbette ki bireyi hayata bağlar, ancak ideallerimize ulaşabileceğimize dair kör bir inanç da hayal kırıklıklarına açık bir mekanizmadır. Bu durumda en tutarlı tutum arzularımızı, umutlarımızı beklenti ve amaçlara dönüştürebilmektir. Yani arzu ile gerçeklik arasında tutarlı bir dengeyi hedeflemektir. Arzu ile gerçek arasındaki köprü geçmeye değil, çatmaya yarar.

Nietzchze bunu bir tutum olarak önermiştir. Gelgitlerin sık olduğu bir sahilde kumdan kaleler inşa etmek örneği üzerinden insanlarda üç temel tutumun olduğunu belirtir: rasyonel (akılcı), romantik (duygusal) ve trajik. Nietczhe’ye göre akılcı insan dalgaların yıkacağını bilerek sahilde kumdan kaleler inşa etmez, böylece oyun oynama deneyimini yaşamaz. Romantik, dalgaları hesap etmeden kale kurar ve her gelgitte yıkılır. Trajik insan ise yıkılacağı ihtimalini kabullenerek kumdan kaleler yapar ve keyfini çıkarır; kaleler yıkıldığında kendi yıkılmaz.

İnsanı trajik kılan ölümlü olduğunu bilmesi ve bunu unutmaya eğilimli olmasıdır. Sonlu olan maddi varoluşumuz ile görünüşte sonsuz olan simgesel varoluşumuz arasında acı verici bir bölünme vardır ve nihai son ölümdür. Yaşam kayıplarla, acılarla ve kısa mutluluklarıyla bir bütündür ve bitmeye yazgılıdır. Bunu kabullenmek, arzularımızı beklenti ve amaçlara dönüştürebilmek, hayal kırıklıkları için koruyucu olabilir.

Trajedinin karşına komedi konumlandırılır. Komedyenlerin zeki oldukları ne kadar doğruysa, trajik oldukları, daha doğrusu trajik tutumu benimsedikleri de o kadar doğrudur bana kalırsa. Gülmek ve güldürmek sonu olan şeylerdir, buna rağmen gülümsemek ve gülümsetmek gerekir.  C. Chaplin’in gözlerindeki hüznü görmemek mümkün müdür? O’nun müthiş bir aforizmasıyla bitirelim:

“Hayat yakın planda trajedi, geniş planda komedidir.”