mizah: kötü gün dostu


psikanaliz / Cuma, Ocak 12th, 2018

           “Otoritenin en büyük düşmanı ve onu zayıflatmanın kesin yolu kahkahadır.” / Hannah Arendt

Umberto Eco’nun “Gülün Adı” adlı romanında, Aristo’nun, kaybolduğu rivayet edilen “Komedya” kitabını, kilisenin değerlerini kökünden sarsacağı için saklayan bağnaz bir keşişin kurgusal hikâyesi anlatılır. Oysa Batı (Hıristiyan) dünyasına yön veren Antikçağ filozofu Aristo komediye hak ettiği değeri vermemiştir; ona göre gülünçlük kusurdan kaynaklanır, trajedi soylu, komedya avamdır.

Komedya’nın kökeni, bugün festivallerde, bağbozumunda veya bahar bayramlarında geleneği devam eden, bereket ve üremenin kutlandığı Dionysos şenlikleridir. Yunan mitolojisinde yaşama sevincinin, umudun ve şarabın simgesi olan Dionysos’un adıyla anılan şenliklerde halk, güler, oynar, eğlenir. Komedi kelimesi bu eğlencelerde söylenen şarkılardan; “komos” kelimesinden türemiştir (105).

Yunan mitolojisinde tanrılar, kusurlarıyla, aşırılıklarıyla bir bütün oluşturur, İbrahimi dinlerde tanrı kusursuzdur, günah şeytanın, aşırılık insanın işidir. Bu nedenle ortaçağ boyunca gülmek aşırılık, şeytanı ayartan bir eylem olarak görülür. Bahtin, Dionysos’tan sonra unutulan neşeli gülmenin Rönesans festivalleriyle geri döndüğünü söyler. Karnavallarda halk zamanla, komediye eleştirel bir tutum ekler ve üzerinde baskı hissettiği ne varsa mizahın malzemesi haline getirir. İktidarın gücü karnavallarda etkisini yitirir (106).

Freud “Espriler ve Bilinçdışı İle İlişkileri” nde (1905) espriyi, güldürüyü ve mizahı birbirinden ayırır. Kuramında dürtüleri zihnin temel yapı taşı yapan Freud için espri (şaka) cinsel/saldırgan dürtülerin anlık serbestisidir. Tıpkı rüyada olduğu gibi bilincin kabul edemediği içerik (yoğunlaştırma,  yer değiştirme vb. mekanizmalarla) çarpıtılarak kabul edilebilir bir şekil alır. Bastırmaya harcanan enerji de serbest kalır, gülme bu enerjinin tüketimidir. Komedi (güldürü), tıpkı korku gibi beklenti yaratmak üzerine kuruludur. Mizah ise olumsuz duygulanıma karşı bir savunmadır (“güleriz ağlanacak halimize”). O halde mizahın da komedinin de ortak amacı gülmek, ortak enstrümanı espridir.

Mizahla komedi arasında, esprinin malzemesi, tekniği ve ruhsal güdülenmesi açısından farklar bulunur. Komedi doğrudan gülmeyi/dürtünün boşalımını hedefler, genellikle kaba saba olarak adlandırılan seksüel malzemeyi kullanır ve politik değildir. Oysa mizah dürtünün yüceltilmesini (sublimasyonunu) hedefler, entelektüel malzeme ile donanmıştır ve belirli bir tavrı/tutumu içerir (politiktir). Komedi kesitseldir, haz odaklıdır, mizah ise boylamsaldır ve hoşnutsuzluğun giderilmesini amaçlar. Komiklik yetenekse, mizah duygusu erdemdir.

Aşırı ciddiyet kişinin kendisiyle çok dolu olmasıdır, alçakgönüllülük yoksunluğudur, bu nedenle gülünç bir şeydir. Fakat mizah “sululuk” da değildir, sadece kendini çok önemsemez. Özneyi (ve narsisizmini) ortadan kaldırır, mizah yapan kendini de alaya alabilen kişidir. Zekâ her şeyi alaya alabilir fakat sadece ötekini hedef alıyorsa bunun adı ironi (alay) olur. Kierkegard’a göre “ironi kendini değerli kılmaya çalışır, mizah ise kendini ortadan kaldırmaya çabalar.” (107)

İroninin içindeki saldırganlık, yermeye ve zarar vermeye, acıyanın can acıtmasına yönelik bir çabadır, yani narsisistik incinmenin ürünüdür. İroni temelde ciddiyettir, kibirdir, kendini koruyan bir saldırganlıktır. Bu nedenle ironi kabuğa, zırha dair yüzeysel bir tutumdur. Rilkereçeteyi verir: “Derinlere gidin, ironi oraya inemez” (108). İroninin dönüştürücü değil pekiştirici bir etkisi vardır. Şiddet şiddeti, nefret nefreti, alay alayı doğurur.

Mizahın en olgun yanı, olumsuz duyguyu olumluya çevirmesidir: üzüntüyü sevince, hayal kırıklığını komiğe, ümitsizliği neşeye dönüştürür. Neticede “sevinç olmadan sevginin bir anlamı olmaz.” İnsan olumlu duygularla hayata (ilişkilere) tutunabilir. Mizah olumlu duygu yaymaya yönelik bir çabadır ve bu bağlamda koruyucu/tedavi edici bir yanı olabilir. Ancak mizah tek başına olumsuzun/gerçeğin reddi (inkârı) değildir, Freud’un dediği gibi “gerçeği yalanlama” kendini yalanlama ile birlikte mizahi olabilir. “Sen benden daha kanserlisin, tümör!”, diyen bir kanser hastasının tavrıdır mizah.(*) Mizahın savunma mekanizmalarından biri olduğunu kabul edilir.

Psikanalizde savunma mekanizmaları, bilinçdışı ego işlevidir. Katlanılmaz olanı, daha katlanılabilir olana çevirirler. Klasik kuramda bir tek yüceltme (sublimasyon) sağlıklı-yararlı bir savunma olarak görülür: sadizmini operasyonlara aktaran cerrah, teşhirciliğini oyunculuğa aktaran bir oyuncu, dürtülerini toplumun ve kendisinin yararına dönüştürmüş olur. Sadece anlamayı kolaylaştırmak için eksik bir benzetmeyle dışkıdan bütan gazı üretmeye benzer yüceltme, dürtünün enerjisini kullanarak hedefini değiştirir. Mizah da yaratıcı bir yüceltmedir.

Espri, bilinçli/mantıklı düşünceyle kurulamayan bağları kurması nedeniyle yaratıcıdır. Bazen fark etmeden espri yapar ya da komik duruma düşeriz. Espri üzerine kafa yormak, tıpkı diğer sanat dallarında olduğu gibi bilinçli bir çabayı-emeği gerektirir. Neticede yaratı “ben hizmetinde regresyon”dur. Ego dağılmadan geriler ve yaratıya hizmet eder. Örneğin karikatüristler, kendilerini uykusuz bırakarak, bazen beyin fırtınası ile serbest çağrışım yaparak, mantıklı düşünceyi bertaraf edip espri üretmeyi kolaylaştırırlar. Bütün yaratılar gibi espri üretmek de yorucu ve yıpratıcıdır. Adını komiğe çıkarmak, bu kimliği/mesleği edinmek her halükarda kendini ihmali, ötekinin beklentisine yanıt verme zorlantısını, yani özgeci bir tutumu gerektirir.

Ünlü komedyenlerin (C.Chaplin, K.Sunal) birçoğunun depresif özellikleri olduğu, bakış açılarının ve yaşamlarının trajik olduğu bilinir. Çocukken komiklik, yüzeyde ilgi açlığıyla, derinde (depresif) anneyi güldürme isteğiyle ilgilidir. Sahnede olmak, seyircilerin yüz ifadelerini/tepkilerini izlemeyi gerektirir. Neyin komik olduğuna seyirci karar verir, özne kendisini buna göre tanımlar. Zorla güzellik olmayacağı gibi zorla komiklik de olmaz. Esprili olma, başkası üzerinden kendiliğimize yaptığımız bir yatırımdır. Birini güldürmek “narsisizmin zaferidir, narsisizmin narsisizm üzerine zaferi!” (109).

Gülmek, içsel baskılarımızdan kurtulmaya yönelik bir zaferse, güldürmek bu zaferin birlikte paylaşılmasıdır. Mizah, dışardan dayatılan baskılara karşı bir meydan okuma, baskının yarattığı hoşnutsuzluğu giderme işlevi de görür. Kulluk/kölelikten vatandaşlığa terfi eden, bireysel haklarını kazanan insan mizahı, sanatta siyasette, kamusal alanda kullanmaya başlar. İktidarın tahakkümü arttığında mizah kendini koruyan bir silah haline gelir. Zalimin yüzyıllardır hüküm sürdüğü Anadolu kültürü mizah-ironi cennetidir.

Nasreddin Hoca’dan, Hacivat-Karagöz’e, Ortaoyunu’ndan dergilere (Marko Paşa, Akbaba, Gırgır, Leman vs.) mizah tarihimiz, hem sınıfsal çatışmaların hem de taşra ile merkez arasındaki farkların geriliminden beslenir (110). Karagöz, Pişekar avamı/kaba komediyi, Hacivat, Kavuklu okumuş üst tabakayı temsil eder. Cantek’e göre Nasreddin Hoca’nın kavuğu yarı aydın konumuna, eşeği halk tarafına dairdir. 17. yüzyıldan sonra Hoca’nın fıkralarına iktidarın eli değer.

Pertev Naili Boratav’ın “Nasrettin Hoca”sında; Hoca’nın alışıldık mizahının yanında açık-seçik fıkralarıyla tanışırız. Anlaşılan Hoca da hepimiz gibi cinselliğe meraklıdır ve bu konuda da kaba-saba espriler yapmaktan geri durmaz. Boratav’ın kitabı yayımlanmadan ünlü bir editörün istifasına, yayımlandıktan sonra ise muhafazakârların tepkisine neden olur. Komedi ile mizah, kahkaha ile gülümseme, duygu ile düşünce arasında yapay ayrımlar yapmak, birini diğerine yeğlemek bana kalırsa kibrin ürünüdür. İçimizdeki kaba-saba tarafın inkârı, kendimizi (zihnimizi) kontrol altında tuttuğumuz yanılsamasının devamıdır. Nietzsche’nin Zerdüşt’ü şöyle buyurur: “En azından bir kez dans etmediğimiz her günü yitirilmiş; hiç olmazsa bir kahkahanın eşlik etmediği her hakikati sahte saymalıyız.”

 

(*) Kanser olduğunu öğrenen Fransız komedyen Pierre Despproges’in sözü (aktaran Sponville).