cimrilik
CİMRİLİK
“Çalıntı değilse kazanç bir nimettir.”
Shylock / Venedik Taciri*
Shakespeare Freud’un’ en sevdiği yazarlardan biriydi. Çocukluğundan itibaren, eserlerinin büyük bölümlerini ezbere, hem de İngilizce olarak okuyabildiği söylenir. (Gay 1988). Skura (1981) “Freud’un Shakespeare’in dramalarını içselleştirdiği”, Willbern (1986) Shakespeare’in dramatize ettiği şeyleri psikanalizin kavramsallaştırdığını ifade eder. Bloom (1994) biraz daha ileri giderek, Freud’un teorilerinin özünde “düz yazıya dönüştürülmüş Shakespeare” olduğu iddia eder.[1]
Freud’un yazılarında cimriliği ve nefretiyle nam salmış Venedik Taciri’nin Yahudi tefecisi Schylock’tan hiç bahsetmemiş olması (ki “üç sandık teması” üzerine yazmıştır) manidardır. Oyun metninin Yahudi kimliği açısından nefret ve aşağılama içermesi Freud’un Shylock’u bastırmasının nedenlerinden biri olabilir. Hazlitt (1980) bu tutumu Shylock karakterinin “sert, aşılmaz, karanlık” doğasıyla ilişkilendirir.[2] Kristeva (1982) ise Freud’un kültürel ötekiyle değil, içimizdeki ötekiyle ilgilendiğinin altını çizer.[3] Freud’un adını anmamasının sebebi ne olursa olsun Shylock, “anal karakteri” anlamak için biçilmez kaftandır.
Anal Karakter
“’Sıkı bağla, sağlam bul.’ Tutumlu bir zihinde hiç eskimeyen bir atasözüdür bu.”
Shylock
Freud (1908), anal karakterlerin temel özelliklerini düzenlilik, tutumluluk ve inatçılık olarak tanımlar. Tutumluluk cimriliğe, inatçılık ise intikam duygusuyla birleşen nefrete dönüşebilir. Tutumluluk ve inatçılık arasındaki bağ, bu iki özelliğin düzenlilikle olan ilişkisinden daha güçlüdür.[4]
Libidonun oral dönemden sonraki uğrağı anal bölgedir. Çocuğun dışkısını tutması da bırakması da ikincil bir hazza neden olur. Anal erotizm normal koşullarda eğitime/terbiye aktarılır, çok az kısmı cinsellik içinde kalır. Freud (1905 [1920]) anal dönemde bebeğin “içgüdüsel dürtülerine düşmanca bir çevreyle ilk kez karşılaştığı, kendi benliğini bu yabancı ortamdan ayırmayı öğrendiği ve zevk alma imkânlarını ilk kez bastırıldığını” belirtir.[5] O andan itibaren, “anal” olan, reddedilmesi ve yaşamdan dışlanması gereken her şeyin sembolü olarak kalır.
Freud’a göre anal karakter özellikleri, anal erotizmin yüceltmesi ve savunmalarla oluşur: “Temizlik, düzen ve güvenilirlik, tam da kirli ve rahatsız edici olan, bedenin bir parçası olmaması gereken şeylere karşı bir tepki oluşumu izlenimi verir.”[6] Öte yandan anal dönemde dışkıya verilen değerin genital dönemle birlikte çocuğun dünyasına giren para kavramına aktarılabileceğini belirtir Freud. Arkaik düşünce biçimlerinin hâkim olduğu veya devam ettiği her yerde (antik uygarlıklarda, mitlerde, masallarda ve batıl inançlarda, bilinçdışı düşüncede, rüyalarda ve nevrozlarda) paranın pislikle iç içe bir ilişkide olduğunu tespit eder. Örneğin kadim Babil kültüründe altın “cehennemin dışkısıdır.” Para ile dışkı arasında bilinçdışı düzlemde özdeşlik kurulur: “İnsanların bildiği en değerli madde ile, atık olarak reddettikleri en değersiz madde arasındaki zıtlık, altının dışkı ile bu şekilde özdeşleştirilmesine yol açmış olabilir.”[7] Pislik “uygarlıkla bağdaşmaz.”[8] Hatta Lacan’a göre (Akt. Dolar 2017) medeniyet dışkı yönetimidir.
Bu konuyu ele aldığı ikinci makalesinde Freud (1917) bebeği ve penisi de bu özdeşim formülüne ekler. Bebeğe de penise de “ufaklık” denmesini örnek gösterir. Bilinçdışı düzlemde dışkı, para ve bebek birbirleri yerine geçebilir.[9]Dışkı bebeğin ilk hediyesidir, dışkılamak nesne yatırımı, tutmak narsisistik yatırım anlamına gelir. Nesneyi değil, kendini sevmek (otoerotizm) anal dönem fiksasyonuna, inatçılığa yol açabilir. Freud’un makalelerini tilmizlerinin yazdıkları (Abraham, Ferenczi, Jones) takip eder, zamanla dışkı-para eşitliği psikanalizin yerleşik bir ilkesi haline gelir.
Abraham (1923) anal dönemi, nesneyi dışarı atma ve yok etme eğiliminin baskın olduğu erken anal evre ve nesneyi elde tutma, sahiplenme ve denetlemenin baskın olduğu geç anal evre olarak ikiye ayırır.[10] Obsesyonel nevrozu geç anal dönem çatışmalarıyla ilişkilendirir. Abraham (1921) anal karakterlerin mükemmeliyetçilik, baskınlık ve sahip olma yönlerine vurgu yapar.[11] Katı anal karakterlerde hayattaki neredeyse tüm ilişkiler mülkiyet kategorisine sokulur ve “Bana bir şey veren dostumdur; benden bir şey isteyen düşmanıdır.” düşüncesi hakimdir (1921 s.382). Abraham klinik tablonun çeşitliliğini önemser, örneğin kimi obsesifler geçici eşyalara harcama yapmaz, kimileri zamanı ve parayı küçük küçük biriktirip büyük büyük harcarlar. Düzen zaman ve mekanda tasarruf sağlar ama her obsesifin kirli bir donu vardır. Yineleme zorlantısı hazla ıstırabın ortak mecrasıdır.
Klasik kuramın cimrilikle ilgili anal döneme yaptığı vurgu zamanla psikoseksüel gelişimin üç aşamasına, özellikle oral döneme kayar. Klein’a (1935) göre, oral dönemdeki yoksunluk deneyimleri hasede ve açgözlü sadist düşlemlere yol açar, bu düşlemler dışa yansıtıldığında ise zulüm kaygısı ortaya çıkar. Bu kaygıya karşı savunma bölme, tümgüçlü kontrol gibi ilkel savunmalar devreye girer ve sömürülecek ve kontrol edilecek kısmi nesneler olarak görülen başkaları üzerinde her şeye yeten bir güce sahip olma düşlemleri gelişir.[12] Para hem tahakkümü hem de güvenceyi temsil eder.
Horney (1937) antisosyal kişiliklerin “güç, prestij ve mülkiyet peşinde” koştuklarını, Kernberg (1976) narsisistik kişiliklerin bağımlılığı ve risklerini ortadan kaldırmak için coşkuyla servet peşinde olabileceklerini ifade eder. Krueger (1986), zengin olma arzusunun gösterişçi yönünü, Blanton (1976) fallik rekabet ve “düşmanlar” üzerinde zafer kazanma arzusunu vurgulamıştır.[13]
Parayla ilişkimizi belirleyen çok sayıda etken vardır. Carrington (2015) paranın sadece bir vaatle bile olsa arzu oluşturup tatmin edebildiğini, parayla ilgili hayal kırıklığını engelleme ve tamamlanma düşlemlerinin çok erken yaşlara atfedilebileceğini, kişinin parayla olan ilişkisinin, başkalarının parayla nasıl bir ilişki kurduğuna dair algısını etkilediğini belirtir.[14] Akhtar (2019) istif yığınının tüm ihtiyaçları karşılayacak ve asla terk etmeyecek bir anneyi temsil edebileceğini ve kişinin kendi varlığını kanıtlama çabası olabileceğini belirtir.[15] Deskriptif çalışmalar obsesif kompulsif bozuklukta istiflemenin varlığının takıntıların ve psikopatolojinin şiddeti ile ilişkili olduğunu göstermiştir.[16]
Biriktirme
“Keşke kızım ayaklarımın dibinde ölü yatsaydı da mücevherler kulaklarında olsaydı!”
Shylock
Günlük dilde, kişinin parayı elde tutma ve harcama biçimini tanımlayan sıfatlar bir spektrum üzerinde düşünülebilir: savurgan (hesapsız), cömert (esirgemeyen), tutumlu (hesaplı) ve cimri (varyemez). Tutumluluk aşırı harcamalardan kaçınma, cimrilik elindeki parayı harcamaya kıyamamak olarak tanımlanır.[17] Rick ve ark. (2008) harcama (seçim) sırasında yaşanan duygulara anlık, seçim sonrası yaşanması beklenen duygulara beklenen duygular olarak adlandırır. Cimriler muhtemelen ödeme yapmanın verdiği acıdan mustariptir, tutumlular tasarruf etmenin keyfini çıkartır.[18]Cimrilik sahip olmak, muhafaza etmek, biriktirmekle ilgilidir. Biriktirmek zapt etmeye dönüşebilir.
İnsanda bir biriktirme dürtüsü var mıdır? Fenichel (1938) bu soruya tereddütsüz evet der ve modern insanda biriktirme dürtüsünün aktif (sahip olma) ve pasif (güce sahip birinin korumasında olma) iki görünümü olduğunu belirtir. Biriktirme davranışını 1- tüm ihtiyaçların karşılanacağı düşlemine, 2- güç ve iktidar istencine, 3- mülk edinme, en derinde bedene ve ürünlerine (örn. dışkı) sahip olma arzusuna ve 4- kendini koruma dürtülerine bağlar.[19] Lacan’a göre ise zevkin “hesaplanabilir, sayılabilir, toplanabilir hale gelmesiyle sermaye birikimi denen şey başlar.”[20]
İnsanlık tarihin sosyal evriminde biriktirmenin neolitik devrimle başladığı düşünülür. Şehir devletleriyle birlikte sınıfsal farklar ve iş bölümü keskinleşir. Ortak bir değer olarak gümüş MÖ 2500’lü yıllardan itibaren ağırlığı ölçülerek kullanılmıştır. MÖ 7. yüzyılda ise ilk sembolik para Lidyalılar tarafından basılır.[21] Takas ekonomisinden kapitalizme uzun yürüyüşte ortak bir değişim aracına dönen para bir meta haline gelir. Metanın etrafında bir mistifikasyon halesi oluşur (Marx), parayı fetiş bir nesneye dönüştürür. Zevk doğran zevk, para doğuran para arzusu (tefecilik, bankacılık) müstehcendir. Freud (1928) fetişizmi anal dönemle ilişkilendirmiştir.[22] Fetiş nesne ikame-protez bir penis işlevi görür, fetişist adeta nesneye hürmet eder.[23] Chasseguet-Smirgel (2005) sapkının sahte bir “anal penis” icat ettiğini savunur.[24] Fetişizm ile ortak bazı dinamikleri paylaşan ancak çoğu zaman sağlıklı bir etkinlik olan koleksiyonculukta da biriktirme ve nesneye üstün bir değer biçme görünür. Gezdiği ülkelerin bozuk paralarının koleksiyonunu yapan biri biriktirme ve fetişin daha sağlıklı yönlerini sergiler.
Psikanaliz yazını cimrilikle ilgili oral saldırganlığı (haset, açgözlülük, nefret, tümgüçlülük), anal erotizm ve anal dönem saplanmalarını (tutmak, sahip olmak, biriktirmek, fetişizm) ve ödipal çatışmaları (rekabet, gösteriş, güç) işaret eder. O halde tek bir cimrilikten de bahsetmek pek mümkün değildir. Cimrilik kişinin sadece kendi yaşamını budamasına, kısıtlamasına neden olabileceği gibi, başkalarının canına okuyan bir şeye de dönüşebilir. Cimrilik hazla ilgili olduğu gibi nefretle de ilgilidir. Bana kalırsa klinik tablonun şiddetini belirleyen saldırgan dürtülerdir.
Kernberg için duygulanımlar (affect) dürtülerin yapı taşıdır, birincil güdülenim sistemidir.[25] İlkel duygulanımlar yoğun ve bilişsel açıdan farklılaşmamışken, türemiş duygulanımlar ayrımlaşmış ve bilişsel olarak farklılaşmıştır. Gelişimsel süreçte nesne ilişkilerinin eklenmesiyle duygulanıma düşlemler eklenir.
Öfke temel duygulanımlardan biridir, başlangıçta biyolojik olarak bakım verene bir talebe dönüşür. İrade olarak ortaya konduğunda narsisistik dengeyi yeniden kurma işlevi görür. Nefret nesnesine güdümlü, kararlı ve sağduyuyu ortadan kaldıran yoğun bir öfkedir. Kernberg (2000) nefreti şiddetine göre dört kategoriye ayırır: 1- Yok etme, intihar, 2- Sadizm, aşağılama, 3- Egemen olma, işgal etme, kuşatma, 4- Ahlakçılık, kin gütme ideolojileri.[26] Hıristiyan geleneğinde nefret yedi temel günahtan biridir.
Nefret
“Tutkulu insanların ruh durumu sevgisine ya da nefretine göre değişir.”
Shylock
Edebiyatta birbirleriyle ortaklıklar ve farklılıklar barındıran meşhur cimri karakterler Moliere’in Harpagon’u, Dickens’ın Scrooge’u, Balzac’ın Grandet’si ve Shakespeare’in Shylock’udur. 1596-97 yıllarında yazıldığı tahmin edilen Venedik Taciri barındırdığı keskin kimlik çatışmaları nedeniyle William Shakespeare’in en çok tartışılan oyunlarından biridir. İngiltere’de 1290’larda kovulan Yahudiler, yazarın ölümünden sonra (1649’da) İngiltere’ye toplu olarak kabul edilir.[27] Dolayısıyla Shakespeare’in Londra’da çok fazla Yahudi tanımadığı ama orta çağdan miras önyargılarla bir Yahudi tefeci karakteri yarattığı söylenebilir. Oyunun geçtiği Venedik, 16. yüzyılda bir ticaret merkezi; güçlü, özgürlükçü ve hukuk kurallarıyla meşhur bağımsız bir şehir devletidir. Ancak Yahudilerin meslek ve mülk edinmelerinin yasaklandığı, bir gettoya kapatıldıkları bilinmektedir.[28]
Venedik Taciri komedi tarzında yazılmış, trajik öğeler barındıran bir eserdir. Elisabeth dönemi komedilerinde aşk ve evlilik önündeki engeller, kılık değiştirmeler, söz oyunları, komik tiplemeler ve toplumsal karşıtlıklar ortak temalardır. Sevenler kavuşur, kötüler zor-komik duruma düşer, düzen tekrar tesis edilir. Molière’in Cimri adlı oyunu bu şemaya uyar; Harpagon karakteri ise komik cimri tiplemesini tam anlamıyla temsil eder. Oysa Shylock “komedinin atmosferine ve çerçevesine uymayan” bir karakterdir.[29]
Oyunun merkezinde dostluk-aşk, düşmanlık-nefret karşıtlığı vardır: Antonio ve Bassanio’nun sarsılmaz dostluğu, Portia ile Bassanio ve Jessica ile Lorenzo arasındaki aşk; herkesin, özellikle Antonio’nun nefret ettiği ve herkesten, özellikle Antonio’dan nefret eden Shylock. Metnin ilerleyen bölümlerinde tüccar Antonio ile Yahudi tefecinin husumetinin eskilere dayandığını anlarız. Antonio her fırsatta Shylock’u mesleği, kişiliği, kimliği nedeniyle aşağılamış, hatta yüzüne bile tükürmüştür. Ketumluğu dışında kusursuz bir karakter gibi çizilen Antonio hem bir kin gütme ideolojisine sahiptir hem de Shylock’u günah keçisi haline getirmiştir.
Antonio tüm servetini gemilere yüklemiştir. Bassanio’nun Portia’ya kavuşması için Shylock’tan borç almak zorunda kalır. Shyhlock’un eline “yüzyılların hıncını” almak için bir fırsat düşmüştür, vahşi bir diyet ister: Antonio borcunu zamanında ödeyemezse bedeninden, “yüreğine yakın bir yerden” yarım kilo et kesilecektir. Antonio kibrine yenik düşer ve senedi imzalar. İşler ters gider, Antonio borcunu ödeyemez. Shylock hakkını ister, parayı değil. Hıristiyan olduğu için Antonio’dan nefret ettiğini söyler: “İnsan, öldürmek istemeyeceği bir şeyden nefret eder mi?”
Mahkeme sahnesi metnin kreşendosudur. Hukuk doktoru kılığına giren Portia (Baltazar) mahkeme heyetine katılır. Tutumu ve bilgisiyle iki tarafın da güvenini kazanır. Shylock’tan Antonio’ya merhamet etmesini ister. Shylock kan davasını sürdürür: “Onu bağışlarsam soyum lanetlensin!” Oysa önceki sahnede, meşhur pasajda, kendisine ve Yahudilere merhamet dilemiştir:
“Bir Yahudinin gözleri yok mu? Bir Yahudinin elleri, organları, bedeni, duyuları, duyguları, tutkuları yok mu? Bir Hıristiyan’la aynı yiyeceklerle beslenmez mi; aynı silahlarla yaralanmaz mı, aynı hastalıklara tutulup aynı yollarla iyileşmez mi; aynı yazda ısınıp aynı kışta üşümez mi? Bizi iğnelerseniz kanamaz mıyız? Gıdıklarsanız gülmez miyiz? Zehirlerseniz ölmez miyiz? Bize haksızlık ederseniz intikam almayacak mıyız? Diğer şeylerde size benziyorsak bunda da benzeyeceğiz.”
İstediği cevabı alamayan Portia senette yazmadığı için kan dökmemek yoluyla yarım kilo eti alabileceğini, yarım kilodan bir gram eksik ya da fazla alamayacağını, üstelik bu isteğin bir Hristiyan’ı öldürmeye teşebbüs olduğunu ortaya koyar. Shylock hakkından, servetinden ve dininden vazgeçmek zorunda kalır. Ölüm cezasından Dükün bağışlayıcılığıyla kurtulur ama malvarlığına el konulması zaten onun için ölüm fermanıdır.
Cömertlik
“Merhamet zorlamayla olmaz; gökten yeryüzüne düşen yumuşak yağmur gibi iner.
İki kez kutludur: Hem vereni hem alanı kutsar.” Portia
Şefkat, Latince com (ile) ve pati (acı çekmek) köklerinden türemiştir; “birlikte acı çekmek”, başkasının acısı içinde var olmak ve onunla bütünleşmek anlamına gelir. Şefkatin birlikte olma niteliği, “onu başkalarının acı çekmesine duyulan acıma ve merhamet gibi diğer üzüntü duygularından ayıran şeydir.”[30] Şefkat, nesneye ve onunla olan ilişkiye; acıma ve merhamet ise duyana dönüktür, mesafeli hatta üstenci olabilir. Merhamet ve acıma bir güç ilişkisini gösterir.
Arendt’e (1965) göre, acıma, acı çeken kişiyle olan yakınlık ya da ona duyulan sevgiden kaynaklanmayan, başkasının ıstırabına duyulan kaygıdır; oysa şefkat, “belirli kişilerin” “belirli acılarına” yöneltilen bir sevgidir.[31] Şefkat cepten yemeyen cömert bir sevgidir.
Cömertlik paylaşma isteği, kendini tüketmeden başkalarına ilgi ve özen göstermek olarak tanımlanabilir. Cömertlikle ilişkili duygu, şefkattir. Cömertlik, bu nedenle sevginin “şefkatli akımı”nı (Freud, 1912, s. 180) temsil eder.[32] Her ikisi de başkalarına fayda sağladığı için, cömertlik özgecilikle benzerlik taşır.
Klein (2011) memenin olumlu yönleriyle anne şefkatinin, tükenmez sabrın, cömertliğin ve aynı zamanda yaratıcılığın prototipi olduğunu ifade eder.[33] Fenichel (1974) de oral kişiliklerin kendini besleyen nesneyle özdeşleşip, cömert olabildiklerini belirtmiştir.[34] Anal dönemde, dışkıdan vazgeçilmesi ve annenin onayından duyulan zevk, vermenin iyi olduğu fikrini pekiştirebilir, Oidipal dönemde rekabet vazgeçilmesi, aidiyet ve soy bağı gibi daha yüce bir tatminle ödüllendirilebilir. (Akhtar s.648). Cimrilikte olduğu gibi cömertlikte de bir spektrumdan bahsedilebilir. Akhtar cömertliği biteviye cömertlik, gönülsüz cömertlik, dalgalı cömertlik, kontrolcü cömertlik ve aldatıcı cömertlik olarak beş kategoriye ayırır.[35] Cömertlikteki normal ve anormal unsurlar arasındaki denge, “erken tatmin ile hayal kırıklığı, libido ile saldırganlık, yüceltme ve tepki oluşumu süreçleri arasındaki orana bağlıdır.”[36]
Shakespeare’in kadın karakterleri Elizabeth dönemindeki kadınlara göre daha radikaldir.[37] Urgan (2010) Shakespeare’in olgunluk dönemi eserlerinde kadınların erkeklerden daha üstün olduğunu belirtir.[38] Venedik Taciri’inde Portia sevginin, zekanın, cömertliğini cisimleştiği karakteridir. Mahkemeye kendini Baltazar olarak tanıtır. Baltazar Daniel’in Babil kültüründeki adıdır. Yahudi geleneğinden geleni Katoliklerin sahiplendiği bu hikâyede Daniel, mağdur olduğu halde suçlanan bir kadını kurtarır. İki dinin ortak adalet figürünü temsil eden Portia, eşini seçerken parayı ve mevkiyi önemsemez. Antonio’yu ölümden kurtarır. “İyilik yaptığım için hiç pişman olmadım; şimdi de olmayacağım” der. Kendisine önerilen ücreti kabul etmez, sağlıklı cömertliğin tarifini yapar:
“Doyum bulan, karşılığını iyi almış demektir.
Sizi kurtarmak bana doyum verdi; bununla karşılığımı almış sayıyorum.”
* Shakespeare W, Venedik Taciri, çev. Özdemir Nutku, İş Bankası Yayınları: İstanbul, 7.baskı
[1] Akt. Hillman D. (2013) Freud’s Shylock. American Imago 70:1-50
[2] Hazlitt, W. (1980). Hazlitt on theatre: Selections from the view of the English stage and criticisms and dramatic essays (W. Archer & R.W. Lowe, Eds.). London: Hyperion Press.
[3] Kristeva, J. (1982). Powers of horror: An essay on abjection, çev. L.S. Roudiez, NewYork: Columbia University Press.
[4] Freud, S. (1908). Character and anal erotism. The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, (9):167-176
[5] Freud, S. (1905) Three Essays on the Theory of Sexuality (1905). The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud 7:123-246
[6] Freud, A.g.y
[7] Freud, A.g.y
[8] Freud S, Uygarlığın Huzursuzluğu, çev. Haluk Barışcan, Metis Yayınları: İstanbul, 1999, s.51
[9] Freud, S. (1917) On Transformations of Instinct as Exemplified in Anal Erotism. The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud 17:125-134
[10] Abraham, K. (1923) Contributions to the Theory of the Anal Character. International Journal of Psychoanalysis 4:400-418
[11] Abraham, K. (1927). Contributions to the theory of the anal character. In Selected papers on psycho-analysis (D. Bryan & A. Strachey, Trans., pp. 370–392). London: Hogarth Press and the Institute of Psycho-Analysis. (Özgün makale 1921’de yayımlanmıştır.)
[12] Klein, M. (1935). A contribution to the psychogenesis of manic-depressive states. The International Journal of Psycho-Analysis, 16, 145–174.
[13] Winarick, K. (2010) Thoughts on Greed and Envy. The American Journal of Psychoanalysis 70:317-327
[14] Akt. Akhtar S, (2016), Money as Emotional Currency: Psychoanalytic Ideas, International Journal of Applied Psychoanalytic Studies, Volume 13, Issue 1 pp. 89-94
[15] Akhtar, S. (2019). Hoarding: A multifactorial understanding. International Journal of Applied Psychoanalytic Studies, 16(3), 145–159.
[16] Samuels, J. F. ve ark. (2007). “Hoarding in obsessive-compulsive disorder: Results from the OCD Collaborative Genetics Study.” Behaviour Research and Therapy, 45(4), 673–686.
[17] ww.tdk.gov.tr, 04.10.2026 tarihinde erişilmiştir.
[18] Rick, S. I., Cryder, C. E., & Loewenstein, G. (2008). Tightwads and spendthrifts. Journal of Consumer Research, 34(6), 767–782.
[19] Fenichel O. (1938) The Drive to Amass Wealth. The Psychoanalytic Quarterly 7:69-95
[20] J. Lacan, The Seminar of Jacques Lacan: The Other Side of Psychoanalysis (Book XVII), Norton, New York, 2007, s.126
[21] Eshel, T., & Finkelstein, I. (2025). Lead isotopes may link the earliest silver hoard from Megiddo to the military campaign of Thutmose III. Archaeometry, 67(2), 380–398
[22] Freud S, Fetishism. International Journal of Psychoanalysis 9:161-166, 1928
[23] A. Zupancic, Biliyorum Ama Yine de…, çev. Barış Engin Aksoy, yay. haz. Semih Sökmen, Metis Yayınları, İstanbul, 2024, s.31
[24] Chasseguet-Smirgel, Janine (2005). Ben İdeali: “İdeal Hastalığı” Üzerine Bir Psikanaliz Denemesi. Çev. Nesrin Demiryontan. Metis Yayınları: İstanbul, s.
[25] Kernberg O, “The Concept of the Death Drive: A Clinical Perspective”, International Journal of Psychoanalysis 90:1009-1023, 2009
[26] Kernberg O, Sapıklıklarda ve Kişilik Bozukluklarında Saldırganlık, çev. Banu Büyükkal, Metis Yayınları: İstanbul, 2000, s.23-44
[27] www.folger.edu sitesinden 07.10.2026 tarihinde erişim sağlanmıştır.
[28] Barman, F. (2013). William Shakespeare’in “Venedik Taciri” adlı eserindeki Shylock karakterinin Stanislavski yöntemine göre incelenmesi [Yüksek lisans tezi, Bahçeşehir Üniversitesi]. Bahçeşehir Üniversitesi Açık Erişim Sistemi
[29] Üzmen, E. (1969). Shakespeare’in Venedik Tacirî oyunu ve Latin komedisi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 27(3–4), 71–88.
[30] Eshel, O. (2013). “Patient-Analyst ‘Withness’: On Analytic ‘Presencing,’ Passion, and Compassion in States of Breakdown, Despair, and Deadness.” The Psychoanalytic Quarterly, 82(4), 925–963.
[31] Arendt, H. (2012). Devrim Üzerine, çev. Onur Eylül Kara, İstanbul: İletişim Yayınları, s.111-115
[32] Salman Akhtar (2012) — “Normal and Pathological Generosity” The Psychoanalytic Review, 99(5), 645–676.
[33] Klein, M. (2011), Haset ve Şükran, çev. Orhan Koçak ve Yavuz Erten, İstanbul: Metis Yayınları. s. 22
[34] Fenichel O, Nevrozların Psikanalitik Teorisi. çev. S. Tuncer, İzmir: Ege Üniversitesi Yayınları, 1974, s.489
[35] Akhtar, A.g.y, s. 644
[36] Akhtar, A.g.y, s. 648
[37] Tangün, M. (2011). Shakespeare, oyunlarındaki kadın karakterlerini yüceltiyor mu? Yeriyor mu? Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü Dergisi, 17, 18–47.
[38] Mina Urgan, İngiliz Edebiyatı Tarihi, Birinci Kitap, YKY Yayınları, 6. baskı, Mart 2010, sf 238